Pandemi sürecinde yürüttüğümüz çevrimiçi ruh sağlığı araştırmasında 440 katılımcıdan aldığımız yanıtlara göre; okul çocuklarının %69’u çevrimiçi ortamda arkadaşlarıyla görüşmeye devam ederken ergenlerde bu oran %94.1 idi. Çocuk ve gençlerin hemen yarısı; arkadaşlarıyla sosyal medya üzerinden iletişime devam etmekten memnundu.
Her on okul çağı çocuğundan yedisi, ergenlerin ise yarısı çevrim içi ödevlerini yapmış ve öğretmenlerinin yönlendirmelerine uyum sağlamıştı.
Araştırmamızın 12-18 yaş çevrimiçi anketine katılanların üçte biri bu yıl lise ve üniversite geçiş sınavlarına girecek. Salgın sürecinin oluşturduğu belirsizlik ve eğitimde aksamalar sebebiyle hemen hemen yarısı kaygı düzeyinin ciddi olarak arttığını ifade ediyor. Pandemi sonrasında ailelerin çocuklarıyla ilgili yardım arayışı oranı beşte bir. Buna karşılık her üç gençten biri psikolojik yardım almak istediğini ifade ediyor.

Sınav Kaygısı 

LGS ve YKS gibi yoğun çalışma gerektiren sınavlarda öğrencilerin çok zorlandıklarını biliyoruz. Peki bu aşırı yüklenmenin sınırı nereye kadar olmalıdır? Aylarca, hatta yıllarca günde 8-10 saate varan çalışmalar, öğrencinin sağlığında, özellikle de ruh sağlığında derin izler bırakabilir mi?

Öğretmenler gibi anne babalar da bu konuda çok katı yaklaşabiliyor. Öğrenciler ne kadar çok çalışırsa, onlar o kadar çok memnun oluyorlar. Ama öğrencilerin ruh sağlığı göz önüne alındığında, zamanın en iyi şekilde değerlendirilmesi ve verimli çalışma önem kazanıyor. Televizyonu, oyunu, sinemayı ya da gezmeyi kısıtlayarak başarıya ulaşmak mümkün değil. Başını kitaptan kaldırmayan öğrencilerin her zaman başarılı olamayacağı herkes tarafından bilinmektedir.

Kaygı genel olarak olumsuz bir duygu olarak değerlendirilse de aslında hayatımızı sürdürmemiz için son derece gereklidir. Bir miktar kaygı duymazsak ne ders çalışırız, ne sınava gireriz, ne de işe gideriz. Kısaca kaygının az bir miktarı yaşamsal öneme sahiptir.

Sınav kaygısı çok eskiden beri yaşanan bir gerçek olmasına karşın batı toplumlarında 1940’lı yıllarda araştırılmaya başlanmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde sınav kaygısı ile baş etmek durumunda olan öğrencilerin oranı araştırmalara göre %20 seviyesinde iken, bu rakam bizde %65-70 civarındadır. Dolayısıyla sınav kaygısıyla başa çıkma becerisinin kazandırılması, bizim ülkemiz için çok daha büyük bir önem taşımaktadır.

Sınav kaygısı nedir?

Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur. Sınav kaygısı ise; sınav öncesi öğrenilen bilginin sınav sırasında kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun duygu halidir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun duygulanım kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu;

bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir.

Sınav kaygısı her yaş grubundan öğrencinin yaşadığı önemli bir problemdir.

 

Sınav kaygısının fiziksel ve duygusal belirtileri neler?

Fiziksel belirtileri

  • Karın ağrısı, bağırsak hareketlerinde değişme (ishal-kabızlık), mide şikayetleri,
  • Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, hızlı nefes alıp-verme,
  • Terleme, titreme,
  • Baş ağrısı, baş dönmesi,
  • Huzursuz uyku, kâbus görme, aşırı uyku veya uykusuzluk,
  • Yorgunluk belirtileri,
  • Yeme alışkanlıklarında değişme (iştahsızlık veya çok yeme),
  • Organize olamama, konsantrasyon bozuklukları.

Duygusal belirtileri

  • Sinirlilik, karamsarlık,
  • hayal kırıklığı, korku, yetersizlik hissi
  • mutsuzluk,
  • tedirginlik, endişe,
  • beklentilere cevap verememeden kaynaklanan huzursuzluk.

Öğrencinin sınav kaygısı yaşamasının sebepleri nelerdir?

  • Aile ve çevrenin yüksek beklenti düzeyi,
  • Hedefi gözünde büyütme,
  • Başarısızlık ve sınav sonuçları hakkında saplantılı düşünceler,
  • Çalışma zamanını dağınık ve plansız kullanma, verimsiz çalışma alışkanlıkları,
  • Sınavın kötü geçeceğine inanma,
  • Sınav esnasında yanlış kodlama ve hata yapma düşüncesi,
  • Sorumlulukları erteleme,
  • Başarısız değerlendirilme korkusu,
  • Dikkati toplayamama ve aşırı heyecanlı olma korkusu.

Yapılan çalışmalarda, sınav kaygısının kuruntu ve duygu olmak üzere iki farklı boyutu olduğu gözlenmiştir. Kuruntu boyutu, sınavla ilgili olarak kendi kendimize söylediğimiz şeylerdir. Duygu boyutu ise sınav baskısı altında iken ortaya çıkan duygusal tepkilerimizdir. Sınav kaygısının kuruntu boyutunun başarıyı daha fazla etkilediği gözlenmektedir. Kuruntu arttıkça başarı düşer. Çünkü, kuruntu daha çok başarısızlık beklentisiyle oluşmaktadır. Ayrıca, sınavla ilgili kuruntusu yüksek çocukların, sınavla ilgilenmek yerine kendileriyle ilgilendikleri, dikkatlerini sınava vermek yerine kendilerine döndükleri gözlenmektedir. Sınav kaygısının beraberinde gelen bir durum da, yetersiz ders çalışma davranışıdır. Sınav kaygısı varsa mutlaka yetersiz ders çalışma becerisi ortaya çıkar. Başarıyı olumsuz yönde etkileyen öğelerin başında ders çalışma becerilerinin yetersizliği gelmektedir.

Sonuç olarak, sınav kaygısı ve yetersiz ders çalışma davranışı birleştiğinde başarısızlığa neden olur. Başarıyı artırmak için etkili ders çalışma yöntemlerinin öğrenilmesinin yanı sıra, sınav kaygısının da azaltılması gerekir.

Çocuğunuzun sınav kaygısı yaşayıp yaşamadığını nasıl anlarsınız?

 Bunu anlamanız çok kolay olmayabilir. Eğer çocuğunuzun başarısında belirgin bir düşüş var ise, bir sorunu olabilir ve bu sorun sınav kaygısı da olabilir.

  • Ders çalışmayı sürekli erteliyordur.
  • Derslerle ilgili konuşmalardan kaçınıyordur veya geçiştiriyordur.
  • Saatlerce ders çalışıyor, ancak çalıştığı konuyu anlamıyordur.
  • Kendisinden beklenen başarıyı gösteremiyordur.
    Sınavda, terliyor, kalbi sıkışıyor, elleri titriyor, nefesi daralıyor, çok heyecanlanıyordur.
  • Sınavda sürekli başarısız olacağını düşünüyordur.
  • Sınava konsantre olamıyordur.

Sınav Kaygısı Yaşayan ve Bu Kaygıyı Yaşamayan Kişiler Arasında
Ne Gibi Farklar Vardır?

  • Kaygı düzeyi normal olan kişiler sınav durumlarını, başarılarının test edileceği bir fırsat olarak değerlendirirken, kaygısı normalin üzerinde olan kişiler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar.
  • Sınavla ilgili durumlarda kendileriyle olumsuz bir diyalog içine girerler. Gerçek dışı ve karamsar bir düşünce tarzını seçerler.
  • Sınav öncesi ve sonrası fizyolojik uyarım dereceleri aynı olduğu halde, normal düzeyde kaygı yaşayan kişiler, bu uyarımı sınavda daha fazla çaba göstermeye yönelik bir ipucu olarak algılarken, kaygısı yüksek olanlar yaşadıkları endişe yüzünden, bunu olumsuz bir durum olarak görmektedirler.
  • Buradan da anlaşılacağı gibi, endişe faktörünün (sınav durumuna ve sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentiler) sınav başarısına olan etkisi, uyarılma faktörünün (fizyolojik uyarım sinyalleri) yarattığı etkiden daha fazla engelleyicidir.
  • Yapılan araştırmalar, sınav kaygısı yüksek olan kişiler için en büyük sorunun, daha önce öğrenilenleri sınav sırasında hatırlayamamak olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
  • Ayrıca, kaygısı yüksek olan kişilerin kaygısı düşük olanlara kıyasla ders çalışmaya daha çok zaman ayırdıkları görülmektedir.

Bu bulgular da sonuçtaki düşük performansın, bu kişilerin ders çalışma sürelerindeki yetersizliğe değil, olumsuz düşüncelerinin kendilerinde yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıya bağlanabileceğini göstermektedir. 

Nasıl Üstesinden Gelinebilir?

Eğer sınav öncesi, sınav sırası ya da sınav sonrasında başa çıkamadığınız bir kaygı duygusu yaşıyorsanız, düşünce tarzınıza ve kendinizle olan diyalogunuza dikkat edin. Aşağıdakilere benzer ifadeler kullanıyor musunuz?

  • Eyvah, yine sınav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim.
  • Bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek.
  • Çalıştığım halde kendimi yeterli görmüyorum.
  • Zaman kalmadı. Hiç bir şey bilmiyorum, herkes çalışmasını bitirmiştir.
  • Sınav günü geldi ve ben çalışmış olsam da nasıl olsa her şeyi birbirine karıştıracağım.
  • Eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam her şey berbat olur, sınıfta kalabilirim, atılabilirim, hayatım mahvolur.
  • Sınav soruları kolay görünüyor ama herhalde bir şey bilmediğim için bana öyle geliyor.
  • Benden daha iyiler olduğuna göre neden sınav kağıdını ilk ben veriyorum?
  • Sorular bu kadar kolay olamaz. Ben yanlış anlamış olmalıyım…

Eğer bu cümleler sizin kendinize sık sık tekrar ettiğiniz ifadelere benziyorsa genellikle olumsuz ve kendinizi yenilgiye uğratan bir düşünce tarzı içindesiniz demektir. Büyük bir olasılıkla sınav sonrasında kendinizi, bildiklerinizi yapamamakla, dikkatsizlikle, süreyi iyi kullanamamakla ve doğru yaptığınız soruları sonradan değiştirmekle suçlarsınız. Bütün bunlar, gerçek dışı ve olumsuz beklentilerinizin, potansiyelinizi kullanmanıza engel olması sonucunda ortaya çıkar.

İki aşamada sınav kaygısı ile başa çıkmak…

  • Birinci olarak sınavdan önce, sınava iyi hazırlanmış olarak girilmeli, uykusuz ve aç olunmamalı, (kolalı içecekler, çikolata, kırmızı et, baharatlı yiyecekler stresi artırdığı için bu yiyeceklerden kaçınılmalı). Sınav yerine zamanından biraz önce gidilmeli, acele edilmemeli, son ana kadar ders çalışılmamalı, sınavdan önce gevşemeye çalışılmalıdır.
  • İkincisi sınav sırasında; kendi kendinize başaramayacağım, sorular zor olacak, bilmediğim konular çıkacak gibi iç konuşmaları asla yapmayın. Bu var olan kaygınızı paniğe dönüştürecektir. Eğer aşırı bir kaygıya kapılmışsanız bir iki dakika sınavı bırakıp düzgün nefesler alıp vererek, sınavdaki diğer insanlara bakarak yalnız olmadığınızı, herkesin heyecanlı olduğunu düşünün. Sınav başladığı an soruları dikkatlice okuyun, zamanınızı doğru ayarlayın. Rahatlamak için arada bir oturma pozisyonunuzu değiştirin, heyecanlanıp soruyu çözemediğimiz an sorunun yanına işaret koyarak o soruyu geçin. Sınavdan sizden önce çıkanları gördüğünüzde endişelenmeyin son dakikaya kadar zamanınızı kullanın.

Anne-babalara düşenler…

  • Herkes başarılı olmak ister. Doğal olarak sizin çocuğunuz da başarılı olmak ister. Sınavlar, başarısız olma riski olan durumlardır. Sınav kaygısının temelinde bu düşünce vardır.
  • Bunun yanında, en önemli kaygı nedenlerinden birisi de anne-baba ve öğretmen davranışlarıdır.
  • Çocuğunuzdan beklediğiniz başarı düzeyi, çocuğunuza ders çalışması konusunda yaptığınız baskılar, sınavı kazanamayınca ne olacağı konusunda verdiğiniz olumsuz örnekler, çocuğunuzun kaygı yaşamasına ve başarısız olmasına neden olabilir.
  • Sınavlara hazırlanma süreci birçok adayı olgunlaştıran bir süreçtir ve bu konudaki en doğru kararı onlar verecektir. Ayrıca ders çalışma süresinden dinlendirici faaliyetlere kadar hemen her etkinlik, kişiden kişiye değişir.
  • Öğrencilerin, yarışın son yüz metrelerine girildiği şu günlerde çok bunalmış durumdadır. Yine de isterseniz bir deneyin ve “Bırak artık her şeyi, yeter artık bu kadar çalıştığın” deyin. Size aşırı tepki göstereceklerdir.
  • Şu aşamada onlara yapacağınız en büyük iyilik, sınav hazırlıklarını çok aksatmadıkları sürece mümkün olduğunca az uyarıda bulunmak olmalıdır.
  • Önemli olanın çocuklarınızın ruh sağlığı olduğunu da sakın unutmayın. Bu onların gireceği ne ilk sınav ne de son sınav olacak. Daha önlerinde onlarca sınav var. Zaten hayatın her aşaması ayrı bir sınav değil midir?

Son söz…

Duygularınız, düşünceleriniz ve bedeniniz arasında sizi bile şaşırtacak bir etkileşim vardır. Kaygının zihinsel süreci olan “endişe” ile başa çıkmak için gerçekçi ve olumlu düşünme biçimini benimsemeye çalışırken, bedensel süreci olan “yoğun uyarılma” ile başa çıkmak için de gevşeme egzersizleri yapmayı deneyebilirsiniz. Eğer kendi zihninizin ürettiği bu olumsuz düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulursanız, endişelerinizin azaldığını ve artık bedeninizden gelen sinyalleri de, eskisi kadar olumsuz yorumlamadığınızı göreceksiniz.

Yapacağınız şey, gerçek dışı, kötümser düşüncelerinizi gerçek dışı bir iyimserliğe dönüştürmek değil, yalnızca gerçekçi düşünmektir. Unutmayın; başarıya ulaşmanın ilk aşaması, kişinin kendi potansiyelini doğru değerlendirmesidir. Nelerin eksik olduğuna ve neyi, ne kadar öğrenmeniz gerektiğine ancak gerçekçi bir değerlendirme sonucunda karar verebilirsiniz.

BOL ŞANSLAR!!!